40,5896$% -0.46
47,8000€% -0.43
54,6468£% -0.9
4.352,83%-1,37
3.336,90%-0,91
10.642,60%-0,43
(TBMM) – YENİ Parti İzmir Milletvekili Mehmet Salih Uzun, “Bizim çıkarımız için değil, Türkiye’nin çıkarı için değil, açıkça Amerika’nın ve İsrail’in çıkarı için Türk ordusunu sahaya sürüyorsunuz. Kirli pazarlık masasına Türk ordusunu koyuyorsunuz, işte bu Sorosçuluktur. Osman Kavala’yı dokuz yıldır Sorosçu diye hapiste tutuyorsunuz, Sorosçuluğun daniskasını siz yapıyorsunuz. Hepiniz Soroçu olmuşsunuz. Hiç kusura bakmayın, yaptığınız Sorosçuluktur” dedi.
Türkiye Cumhuriyeti, Pakistan İslam Cumhuriyeti ve Suudi Arabistan Krallığı tarafından 7 Ağustos 2026 tarihinde imzalanan “Türkiye Cumhuriyeti, Pakistan İslam Cumhuriyeti ve Suudi Arabistan Krallığı Arasında Ortak Savunma İçin Mekke Anlaşması”na ilişkin kanun teklifi, TBMM Genel Kurulu’nda kabul edildi.
Teklife ilişkin görüşmeler esnasında konuşan İYİ Parti Bursa Milletvekili Selçuk Türkoğlu, “Siz önce şu soruya bir cevap verin. Bu anlaşmayı neden bugüne kadar milletten sakladınız? 7 Ağustos’ta imzalıyorsunuz, 21 Ekimde Meclis’e geliyor. Arada üç ay var ve üstelik zaten savaşta olan, saldırı altında olan bir ülkeye destek vadediyorsunuz. Neyin karşılığında? 31 Ağustosta İstanbul’da komite toplantısı yapılıyor, Riyad’da sekreterya kuruluyor, Pakistanlı emekli bir general genel sekreter olarak atanıyor, 5 Ekimde Riyad’da ikinci toplantı gerçekleşiyor, daha ortada Meclisin onayı yok ama ittifakın mekanizması çalışıyor. Anayasa’nın 90’ıncı maddesi ortada; uluslararası anlaşmaların onayı mutlaka Mecliste yapılır. Siz daha Meclis karar vermeden hangi yetkiyle bu yapıları işletmeye başladınız? Milletin iradesini devre dışı bırakarak devlet yönetemezsiniz” dedi.
“ANLAŞMA YEMEN’DEKİ ÇATIŞMALARI KAPSIYOR MU”

Suudi Arabistan’ın Yemen’le yıllardır devam eden çatışmasının ortada olduğunu, bölgedeki vekalet savaşlarının, silahlı grupların, füze saldırılarının ve Kızıldeniz geriliminin ortada olduğuna dikkat çeken Türkoğlu, “Bu anlaşma Yemen’deki çatışmaları kapsıyor mu? Suudi Arabistan’a yönelik bir saldırı Türkiye’yi Yemen sahasına sürükleyebilir mi, bana bunun cevabını verin. Biz, Mehmetçik’in Türkiye’nin güvenliğini savunmak yerine başka ülkelerin bölgesel hesapları uğruna ataşe sürüklenmesine razı olmayız. Türkiye’nin evlatları başkalarının tahtını korumak için can vermek zorunda değildir” şeklinde konuştu.
Türkoğlu, Türkiye’ye hangi güvenlik açığını kapatmak için böyle bir ittifak gerektiği ve karşılığında hangi yükümlülüklerin üstlenildiğini sordu. Türkoğlu, “İtirazımız dostluğa değil belirsizliğedir, iş birliğine değil denetimsiz yükümlülükleredir, savunmaya değil Türkiye’yi başkalarının savaşına ortak edebilecek tehlikeli düzenlemeleredir. Mehmetçik Türk milletinin askeridir, başka ülkelerin tahtını, iktidarını, bölgesel hesaplarını korumak için kullanılamaz” ifadelerini kullandı.
“EVLATLARIMIZIN ACISI BU MİLLETİN TÜRKÜLERİNDE HALA YAŞIYOR”
YENİ Parti Muğla Milletvekili Süreyya Öneş Derici, Türkiye’nin Suudi Arabistan’la veya Pakistan’la elbette iyi ilişkiler içinde olması gerektiğine, savunma sanayisinde iş birliği de geliştirilmesi gerektiğine işaret etti. Derici, “Ancak ticari ilişkiler geliştirmek, teknoloji paylaşmak veya ortak tatbikat yapmak ile başka bir devletin askeri çatışmalarında sorumluluk üstlenmek aynı şey değildir. Türkiye başka ülkelerin bütün güvenlik sorunlarını kendi milli güvenlik meselesi olarak kabul edemez” dedi.
Suudi Arabistan’ın bölgesel tehdit algısı ile Türkiye’nin önceliklerinin örtüşmek zorunda olmadığını belirten Derici, konuşmasını şu ifadelerle sürdürdü:
“İran’la ilişkiler ve Yemen’deki çatışmalar açısından bu farklılık son derece önemlidir. Suudi Arabistan’ın bölgesel rekabetleri nedeniyle ülkemizin başka bölge ülkeleriyle karşı karşıya gelmesine yol açabilecek bir düzenlemeyi bir milli çıkar olarak açıklamak mümkün değildir. Diğer taraftan, yıllardır ağır insani bedeller ödeyen Yemen’deki çatışmaların ülkemiz açısından ne gibi sonuçlar doğurabileceğini de göz ardı edemeyiz. Türk milletinin hafızasında Yemen’in ne anlama geldiği bellidir. Bir asır önce Anadolu’nun dört bir yanından gidip geri dönmeyen evlatlarımızın acısı bu milletin türkülerinde hala yaşamaktadır. Evet, bugün farklı bir dünyadayız ancak değişmeyen bir sorumluluğumuz var. Türk askerinin hayatını ilgilendiren hiçbir karar sonuçları yeterince hesaplanmadan alınamaz. Anlaşma’nın onaylanmasının doğrudan asker gönderme kararı olmadığını ifade etseniz bile askeri yükümlülüklerin kabul edilmesiyle gelecekte oluşabilecek siyasi baskıları ve fiili sorumlulukların olası sonuçlarını yok saymak mümkün değildir.”
“DIŞİŞLERİ VE MİLLİ SAVUNMA BAKANININ TBMM’Yİ CİDDİYE ALMAMASININ KABUL EDİLEBİLİR BİR YANI YOK”
DEVA Partisi Ankara Milletvekili İdris Şahin, Dışişleri Komisyonu Başkanı’na, “7 Ağustos’ta imzalanmış bir anlaşmanın gereği olarak bu kanun Parlamento’dan geçmeden Türk askeri Riyad’da, Cidde’de veya Mekke’de konuşlanmış mıdır, herhangi bir görev alıp oraya gitmiş midir” sorularını yöneltti. Şahin, şöyle konuştu:
“Birlikte imza koyduğumuz ülkeler bize hangi konuda savunacak? Ola ki Türkiye’ye bir saldırı olması halinde biz NATO’nun bir ferdi değil miyiz, NATO’nun en güçlü 2’nci ordusuna sahip değil miyiz? Yıllarca bu fedakarlığı NATO içinde niçin yapıyoruz? Eğer biz Türkiye’ye sağından, solundan, komşularından gelebilecek bir saldırıda Pakistan ve Suudi Arabistan’ın savunma gücüne güvenerek bir anlaşmayı imzaya koyuyorsak vah bizim halimize. O zaman şanlı ordumuza çok büyük haksızlık etmiş oluruz, yapmayın arkadaşlar! Türkiye bu ittifaka hangi somut katkıları sağlayacak ve bu iş birliğinden ne gibi kazanımlar elde edecek? Bu kanunun içeriğinde böyle bir şey yok, bize bunları net olarak ifade etmeniz lazım. Bunları görmeden bu kanuna nasıl bizden evet oyu isteyeceksiniz?”
Kanun görüşmeleri devam ederken Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’ın, Milli Savunma Bakanı Yaşar Güler’in gelip Parlamento’yu bilgilendirmesi gerektiğini dile getiren Şahin, “Çünkü Parlamento’ya azıcık saygınız varsa bu kadar önemli bir kanun görüşülürken hem Dışişleri Bakanı’nın hem Milli Savunma Bakanı’nın TBMM’yi ciddiye almamasının ve burada sorumlu bir yönetici gibi hareket etmemesinin gerçekten kabul edilebilir bir yanı yok. O yüzden bir kez daha söylüyoruz. Mekke ismi hepimize hoş geliyor ama bunun içerikleri itibarıyla Türkiye’yi bir belirsizliğe götürüyorsunuz. Yapmayın arkadaşlar, yarın çok geç olabilir. O yüzden bu kanuna, gelin, hep birlikte hayır diyelim diyorum” şeklinde konuştu.

“İNGİLİZCE METNİN ESAS ALINACAĞI SÖYLENİYOR”
Yeni Yol Grup Başkanvekili Bülent Kaya, Anlaşma’nın en temel hükmünün taraflardan birine saldırısı olduğunda ne olacağına dair olduğunu kaydetti. Buna dair iktidar cephesinden dört farklı açıklama geldiğine dikkat çeken Kaya, şunları söyledi:
“Dışişleri Bakanı 8 Ağustos’ta yardımın niteliğini çağrı yapan ülkelerin belirleyeceğini söyledi. Teklifin gerekçesinde ne diyor? ‘Mekanizmanın kendiliğinden işlemeyeceğini, mutabakatla karar verileceğini’ söylüyor. Bakan Yardımcısı Komisyon’da önce talep, ardından üç ülkenin ortak değerlendirmesi gerektiğini anlattı. Peki, metnin 2’nci maddesi ne diyor? ‘Derhal yardım edilecektir’. Peki, biz burada böyle hamasi sözlere mi inanacağız yoksa bu 2’nci maddedeki ‘Derhal yardım edilecektir’ beyanına mı inanacağız? Diyelim ki bu dört değerli devlet büyüğümüzün sözleri arasındaki ihtilafı çözmeye kalktık, hangisinin sözüne itibar edeceğiz biliyor musunuz? Ne Türkiye’nin ne dediğine ne Riyad’da ne Ankara’da ne İslamabad’daki gerekçeleri konuşmayacağız. Metinde bir husus var ‘Metinler arasında bir farklılık varsa İngilizce metin esas alınacaktır’ diyor. Yani burada Komisyon Başkanımızın ‘Endişeye mahal yok’ demesine, yani Dışişleri Bakanımızın ‘Endişeye mahal yok’ demesine bakılmayacak. İngilizce metnin esas alınacağı söyleniyor.”
“TÜRKİYE’NİN İHTİYACI ÇATIŞMALARIN YAYILMASINI ÖNLEYEN BİR DİPLOMASİDİR”
DEM Parti Bitlis Milletvekili Semra Çağlar Gökalp, askeri destek güvencesinin taraflardan birine kendi ihtilafında daha fazla risk almaya yöneltebileceği hususunu dile getirdi. Müzakereyle çözülmesi gereken bir sorunun müttefiklerin de dahil olduğu bir güç gösterisine dönüşebileceğini kaydeden Gökalp, “‘Hiçbir ülkeyi hedef almıyoruz’ açıklaması kurulan askeri kapasitenin diğer ülkelerde nasıl algılanacağını tek başına belirleyemez. Suudi Arabistan’ın Yemen’deki çatışmalarını, Pakistan’ın Hindistan ve Afganistan’la yaşadığı gerilimleri tek bir ortak savunma çerçevesinde buluşturmak farklı sorunları birbirine bağlama riski taşır. Bir yerde başlayan kriz başka ülkelerin de askeri gündemine dönüşebilir. Oysa, Türkiye’nin ihtiyacı çatışmaların birbirine yayılmasını önleyen bir diplomasidir” dedi.
Bölgesel barışın güçlü bir demokrasiye, eşit yurttaşlığa ve halkların kendi gelecekleri üzerinde söz sahibi olmasına dayandığının altını çizen Gökalp, yönetimlerin birbirine verdiği destekler ve askeri güvencelerin, halkların haklarını ve iradesini yok sayan bir düzeni güvenli hale getiremeyeceğini savundu. Gökalp, “Ekonomik krizden çıkışı silah ihracatında ve askeri ortaklıklarda aramak yanlış ve tehlikelidir. Halkın geçim sorununu, geleceğini savaş riskine bağlayarak çözemezsiniz. Bugünün ekonomik hesapları uğruna gelecek kuşaklara çatışma, borç ve yıkım mirası bırakamazsınız. Biz Türkiye’nin gücünü savaşları durdurma ve barışı kurma iradesinde görüyoruz. Karşılıklı saldırmazlık düzenlemelerini, denetlenebilir ateşkesleri, silahlanmanın sınırlandırılmasını ve kesintisiz müzakereyi savunuyoruz. Bütün bölge halklarının eşit söz ve karar sahibi olduğu bir barış düzeni kurulmalıdır. Türkiye, içeride demokrasiyi güçlendirerek, Kürt meselesinin demokratik çözümünü ilerleterek ve dışarıda barış diplomasisini esas alarak bu bölgesel barışa öncülük edebilir” diye konuştu.
“BİR ANLAŞMA METNİNİN ALTINDA TÜRKİYE’NİN İMZASI VARSA ORADA BARIŞ VARDIR”
Teklifin tümünün oylanmasından önce bir lehte ve bir aleyhte iki konuşma yapıldı. AK Parti Ankara Milletvekili Ahmet Fethan Baykoç, “Eğer ki bir anlaşma metninin altında Türkiye Cumhuriyeti devletinin imzası varsa orada barış vardır, huzur vardır, bereket vardır. Eğer ki dünyanın herhangi bir coğrafyasında bizlerin varlığı bulunuyorsa orada güven vardır, istikrar vardır” diye konuştu.
Uluslararası sistemin tarihin en ciddi meşruiyet ve güvenlik kriziyle karşı karşıya olduğunu söyleyen Baykoç, böylesine kritik bir tarihi eşikte Türkiye’nin gelişmeleri yalnızca takip eden değil, gelişmelere yön veren, krizlerin sonuçlarına katlanan değil, krizlerin çözümüne katkı sunan bir devlet iradesi ortaya koyduğunu savundu. Baykoç, “Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın liderliğinde yürüttüğümüz çok yönlü, çok boyutlu ve ilkeli dış politika anlayışımızın temelinde de tam olarak bu irade yer almaktadır. Bizler, uluslararası ilişkileri, tek bir güç merkezinin etrafında şekillenen dar bir siyasi anlayışa hapsetmiyoruz. Batı’yla ilişkilerimizi geliştirirken Doğu’yla bağlarımızı güçlendiriyor, NATO içerisindeki sorumluluklarımızı yerine getirirken Türk dünyasıyla, İslam coğrafyasıyla, Afrika’yla ve Asya’yla stratejik ortaklıklarımızı derinleştiriyoruz çünkü biliyoruz ki Türkiye’nin gücü, bir tercihe mahkum olmasında değil, kendi milli menfaatleri doğrultusunda bütün seçeneklerini değerlendirebilen bağımsız iradesinde saklıdır” dedi.
Dış politika anlayışlarında diplomasi ile caydırıcılığın birbirinin alternatifi değil tamamlayıcısı olduğunu kaydeden Baykoç, “NATO başta olmak üzere, mevcut uluslararası yükümlülüklerimizi tamamlayan bu iş birliği, alternatif bir güvenlik mimarisi oluşturma arayışı değil, bölgesel istikrarı güçlendirme iradesidir. Bizler, bölgemizin kaderinin bölge dışındaki güç merkezlerinin kararlarına terk edilmeyeceğine inanıyoruz, bölgesel sorunların çözümünde bölge ülkelerinin daha fazla sorumluluk üstlenmesini savunuyoruz” diye konuştu.
Baykoç, “Türkiye, başkalarının kurduğu dengelere mahkum olan değil kendi iradesiyle adil ve güvenli dengelerin kurulmasına katkı sunan bir ülkedir. Bizim hedefimiz, gücün hukuku belirlediği bir dünya değil hukukun gücü sınırlandırdığı bir uluslararası düzendir. Bizler inanıyoruz ki barış yalnızca iyi niyetle korunamaz, güçlü bir iradeyle, etkin diplomasiyle ve güvenilir bir caydırıcılıkla teminat altına alınabilir. İşte bu anlayışla Mekke Anlaşması’nın kabulünün uygun buluyor, sizlerin de desteklerinizi bekliyoruz” ifadelerini kullandı.
“TÜRKİYE, İSRAİL İÇİN BU RİSKİ ÜSTLENİYOR”
YENİ Parti İzmir Milletvekili Mehmet Salih Uzun, ortak savunma anlaşmalarının yapılabileceğini ama barış zamanında ve barışı korumak için yapıldığını söyledi. Uzun, “Burada ise mevcut, var olan, zaten var olan bir sıcak çatışma var ve Türkiye bu mevcut çatışmanın tarafı haline gelecektir, öyle bir riskle karşı karşıyadır. Peki, ne pahasına bu riski üstlenecektir Türkiye, kimin lehine, kimin için? Çatışmanın taraflarına baktığınızda açıkça görülüyor ki Türkiye, İsrail için bu riski üstleniyor, çok açık ki Türkiye İsrail için riske girecektir, çok açık ki Türk ordusu İsrail lehine sahaya sürülecektir” şeklinde konuştu. Uzun konuşmasını şu ifadelerle sürdürdü:
“Bu Türk ordusunun sahaya sürülmesi dendiğinde benim aklıma bir cümle geliyor, hani sizin şu işinize geldiği zaman masaya oturduğunuz, işinize gelmeyince de şeytan ilan ettiğiniz Soros var ya, George Soros, o demişti ki ‘Türkiye’nin en iyi ihraç ürünü ordusudur’. Öyle demişti, ‘Türkiye’nin en iyi ihraç ürünü ordusudur’ demişti, işte, şimdi sizin yaptığınız tam budur. Bizim çıkarımız için değil, Türkiye’nin çıkarı için değil, açıkça Amerika’nın ve İsrail’in çıkarı için Türk ordusunu sahaya sürüyorsunuz. Kirli pazarlık masasına Türk ordusunu koyuyorsunuz, işte bu Sorosçuluktur. Osman Kavala’yı dokuz yıldır Sorosçu diye hapiste tutuyorsunuz, Sorosçuluğun daniskasını siz yapıyorsunuz. Hepiniz Soroçu olmuşsunuz. Hiç kusura bakmayın, yaptığınız Sorosçuluktur.
Bu Anlaşma’ya Mekke Anlaşması dediniz. Bunu kim yapıyorsa çok yanlış bir iş yapıyor, bu akıl kimin aklıysa çok yanlış bir iş. Bilmiyorum kimin aklı, belki diğer devletlerindir ama hiç ihtimal vermiyorum, çok büyük ihtimalle sizinkilerin kafasından çıkmıştır. Bu akıl kiminse ve bunu kim yapıyorsa çok yanlış bir iş yapıyor, çok tehlikeli bir iş yapıyor. 1,5-2 milyarlık İslam dünyasının iman ve inanç dairesine giren kavramlarını, isimlerini kendi siyasi tercihlerinizi tahkim etmek için kullanıyorsunuz, mukaddesatımızı kullanıyorsunuz.
Bunun kimseye faydası yok, bunun bize faydası yok. Bunun Türkiye’ye faydası yok, İslam dünyasına da faydası yok yani millete faydası yok, ümmete de yok, tam tersine, zararı var, bu çok tehlikeli bir şeydir. Bu, Muaviye kafasıdır. Dinin kutsallarını, dinin mukaddeslerini siyasete alet etmek Muaviyeciliktir. Muaviye kafası kötüdür. İslam dünyasına hançer saplayan, bin 400 yıldır İslam dünyasının başını beladan kurtarmayan, başını belaya sokan bu kafa işte Muaviye kafasıdır. Bu kötüdür, bu çok kötüdür, aman ha, aman ha bundan vazgeçin. Ne yaptığınızın farkında değil misiniz? Bu kötü bir şeydir, bu Muaviye kafasından vazgeçin.”

Şanlıurfa’da sağanak yolları suyla doldurdu, bazı ev ve iş yerlerini su bastı
1
Ataşehir’in Güven Kapısı Revizyon Garaj ile Otomotivde Kusursuz Hizmet Dönemi
2
İsrail’de seçim sonrası ortalık karıştı! Sokağa inenlerin 2 isteği var
3
YENİ Parti 8 Kasım’da genel başkanlık ön seçimine 3 bin sandıkla gidiyor
4
Mekke Anlaşması Genel Kurul’da… Turhan Çömez: Suudi Arabistan İsrail’le İbrahim Antlaşması’nı imzalarsa ne yapacaksınız, siz de mi imza atacaksınız?
5
İsviçreli çellist Jodok Vuille, Türkiye’deki ilk büyük solo konserinde Şımarık’ı çaldı