40,5896$% -0.46
47,8000€% -0.43
54,6468£% -0.9
4.352,83%-1,37
3.336,90%-0,91
10.642,60%-0,43
Eski Ulaştırma Bakanı ve Süleymancılar cemaatinin lideri Arif Ahmet Denizolgun’un 7 Eylül 2016’da Beykoz’daki çiftliğinde ölü bulunmasına ilişkin soruşturmada, aradan geçen 10 yılın ardından 2 kritik iddianame düzenlendi. Savcılık, adli tıp yazışmalarında ve özel doktorun ifadesinde çok sayıda çelişki tespit ettiğini öne sürdü.
Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığı Örgütlü Suçlar Soruşturma Bürosu, İstanbul Adli Tıp Kurumu’nda görevli İsmail Çoban, Çağdaş Köse ve Samet Çalışkan hakkında “kamu görevlisinin resmi belgede sahteciliği” suçundan kamu davası açtı. Denizolgun’un olay tarihinde özel doktoru olduğu belirtilen Nurettin Demirkol hakkında ise “yalan tanıklık” suçundan iddianame hazırlandı.
İddianameye göre Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığı, 24 Şubat 2026’da İstanbul Adli Tıp Kurumu’na yazı yazarak otopsiye ait görüntü kaydı bulunup bulunmadığını sordu. Kurum ilk aşamada yalnızca fotoğrafların bulunduğunu bildirdi. Savcılığın 1 Haziran’da video ve fotoğraf kayıtlarını istemesi üzerine gönderilen CD’den 145 fotoğraf çıktı. Başsavcılık, 14 Temmuz’da üçüncü kez yazı yazarak özellikle video kaydının araştırılmasını istedi.
Adli Tıp Kurumu Morg İhtisas Dairesi, 16 Temmuz 2026 tarihli cevabında otopsiye ait video kaydının bulunmadığını bildirdi. 18 Ağustos 2026’da Denizolgun’un mezarının açılarak yeniden inceleme yapılması için fethi kabir kararı alındı.

Adli Tıp Kurumu’ndan Başsavcılığa aynı gün farklı bir cevap geldi. Kurum, otopsiye ait video kayıtlarının bulunduğunu ve kayıtların flash bellek ile CD’ye aktarılarak Başsavcılığa gönderildiğini bildirdi. Fethi kabir işlemi ertesi gün, 19 Ağustos 2026’da gerçekleştirildi.
Soruşturma kapsamında Morg İhtisas Dairesi Başkan Vekili İsmail Çoban, zabıt katibi Çağdaş Köse ve kayıtların muhafaza edildiği fotoğrafhanede görevli Samet Çalışkan’ın ifadeleri alındı. Çalışkan, yaptığı sorgulama sonucunda 145 fotoğrafı teslim ettiğini söyledi. Köse “video kaydı yoktur” cevabını kendisinin verdiğini, Çoban ise bu cevabın yer aldığı yazıyı onayladığını ifade etti.
Savcılık, video kaydının bulunduğunun ortaya çıkması ve şüphelilerin de videonun varlığını kabul etmesi üzerine, Başsavcılığa gerçeğe aykırı biçimde “video yok” cevabı verildiğini değerlendirdi. 3 Adli Tıp çalışanı hakkında TCK’nın 204/2 maddesi kapsamında dava açıldı. İddianamede, Adli Tıp Kurumu’nun 3 görevli hakkında idari soruşturma yürüterek kınama cezası verdiği bilgisine de yer verildi.
İkinci iddianame, olay tarihinde Özel Hisar Hastanesi’nde dahiliye uzmanı olarak çalışan Nurettin Demirkol hakkında hazırlandı. İddianameye göre 26 Ağustos 2026’da Başsavcılıkta yeminli tanık olarak dinlenen Demirkol, Denizolgun’un özel doktoru olmadığını ve ölümü şüpheli olarak değerlendirmediğini söyledi. Demirkol ifadesinde ayrıca polisi kimin aradığını bilmediğini, Denizolgun’un yüzünde ve vücudunda kan görmediğini, olay yerinde yalnızca Murat Bayrak ile yabancı uyruklu bir kişinin bulunduğunu anlattı.
Savcılık, tanık ifadesinin ardından HTS kayıtlarını, 155 Acil Çağrı Merkezi kayıtlarını, olay yeri tutanaklarını ve diğer tanıkların anlatımlarını dosyaya getirtti. İddianamede, 155 ihbar kayıtlarına göre polisi arayan kişinin Demirkol olduğu, kendisini “ailenin hekimi” olarak tanıttığı ve ölümün şüpheli olduğunu söylediği ileri sürüldü. Olay yerine ilk ulaşan polis memuru da kendilerini arayan kişinin maktulün özel doktoru olduğunu ve ölümü şüpheli değerlendirdiğini anlattı. Olay yeri inceleme görevlisi ise Demirkol’un kendisini Denizolgun’un özel doktoru olarak tanıttığını belirtti.
Savcılığın tespit ettiği bir diğer çelişki, Denizolgun’un cesedindeki kan izlerine ilişkin oldu. 2026’daki ifadesinde yüzde ya da vücutta kan görmediğini söyleyen Demirkol’un, 2016 tarihli olay yeri ve ölü muayene tutanağında Denizolgun’un ağzının sağ tarafından kan sızdığını ve kanın yastığı ıslattığını söylediği kayıt altına alınmıştı. Bilirkişi doktor da Denizolgun’un yüzünün kanlı olduğunu ve ağzından kan geldiğini tutanağa geçirmişti.
Olay günü Kısıklı’daki evinde bulunduğunu söyleyen Demirkol’un, HTS kayıtlarına göre o saatlerde Kısıklı bazında bulunmadığı tespit edildi. Savcılık, Demirkol’un çiftlikte yalnızca 2 kişinin bulunduğunu söylemesine karşın Hilmi Tuna Kuriş ile Alihan Kuriş’in de olay yerinde olduğunu olay yeri kayıtları, HTS verileri ve tanık beyanlarıyla belirledi. Demirkol’un, Ahmet Gökçen’in Adli Tıp Kurumu’nda olmadığına ilişkin anlatımının da HTS kayıtlarıyla çeliştiği öne sürüldü.
Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığı, Demirkol’un yeminli tanık olarak verdiği ifadenin 155 ihbar kayıtları, HTS verileri, olay yeri inceleme tutanakları, ölü muayene kayıtları ve tanık anlatımlarıyla çok sayıda noktada çeliştiğini değerlendirdi. Demirkol’un “kalem kalem belirtilen hususlar yönünden gerçeğe aykırı beyanda bulunduğu” sonucuna varan savcılık, hakkında TCK’nın 272/3 maddesi kapsamında “yalan tanıklık” suçundan kamu davası açtı. 4 Eylül 2026’da tutuklanan Demirkol’un, iddianamenin düzenlendiği tarih itibarıyla tutukluluğunun sürdüğü belirtildi.
Her iki iddianame de 2 Ekim 2026’da düzenlendi. Adli Tıp görevlileri hakkındaki dosya Bakırköy Ağır Ceza Mahkemesi’ne, Demirkol hakkındaki yalan tanıklık dosyası ise Bakırköy Asliye Ceza Mahkemesi’ne gönderildi.

Adana’da Umut Evleri’ndeki özel bireyler Dünya Yürüyüş Günü’nde yürüyüp koştu
1
Ataşehir’in Güven Kapısı Revizyon Garaj ile Otomotivde Kusursuz Hizmet Dönemi
2
YENİ Partili Akdoğan, benzinin yılbaşında 115 lirayı bulacağını öne sürdü
3
OpenAI, yapay zeka ajanlarının uygunsuz davranması nedeniyle onlarca kurumu uyardı
4
Beypazarı’nda ekim ayındaki sabah namazı buluşmaları Kurşunlu Camisi’nde başlıyor
5
Suat Kılıç’tan korumasına dikkat çeken uyarı: Mustafa geç kalıyorsun
Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.