40,5896$% -0.46
47,8000€% -0.43
54,6468£% -0.9
4.352,83%-1,37
3.336,90%-0,91
10.642,60%-0,43
25 Eylül 2026 Cuma
Gaziantep Üniversitesi (GAÜN) Rektörü Prof. Dr. Sait Mesut Doğan, Nurdağı ilçesinde üniversitenin uygulama arazisi ile Gerçin Höyük Kazı Alanı’nda incelemelerde bulundu.
Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Fahrettin Göğüş ve akademisyenlerle uygulama arazisini gezen Doğan’a, 105 dekarlık alanda yaklaşık 850 ton şeker pancarı üretildiği belirtildi.
Doğan, kavun, karpuz, safran ve zeytin üretim alanlarını da inceleyerek, gelecek dönemde kekik, çilek ve moringa gibi alternatif ürünlerin yetiştirilmesinin planlandığını ifade etti.
Uygulama alanının 470 dekardan 580 dekara çıkarıldığını ifade eden Doğan, tarımsal üretim ile uygulamalı eğitimin geliştirilmesine yönelik çalışmaların sürdüğünü kaydetti.
Doğan, daha sonra Gerçin Höyük Kazı Alanı’nı ziyaret etti. Kazı Başkanı Doktor Öğretim Üyesi Timur Demir’den 2026 yılı çalışmaları ve höyüğün tarihi hakkında bilgi alan Doğan, bölgenin arkeolojik mirasının araştırılmasının önemine dikkati çekti.
Rektör Doğan ayrıca Nurdağı Kaymakamı Nurullah Cemil Erciyas ve Belediye Başkanı Mehmet Yıldırır’ı makamlarında ziyaret etti.
Düzce’de engelli bireylerin sosyal yaşama daha aktif katılımını desteklemek amacıyla önemli bir proje hayata geçiriliyor. Valilik ile hayırsever Özdemir ailesi arasında, engelli bireylere yönelik gündüzlü hizmet verecek Aktif Yaşam Merkezi’nin Düzce’ye kazandırılması için protokol imzalandı.
Düzce Valisi Mehmet Makas, MÜSİAD Genel Merkezi’nde Düzceli iş insanı ve MÜSİAD Genel Başkanı Burhan Özdemir ile bir araya geldi. Görüşmede Düzce’nin ekonomik potansiyeli, yatırım imkanları ve kamu kurumları ile iş dünyası arasındaki iş birliğinin geliştirilmesine yönelik değerlendirmelerde bulunuldu. Ziyaretin öne çıkan gündemlerinden biri ise Aktif Yaşam Merkezi projesi oldu. Protokolle birlikte Düzce’ye, engelli bireylerin gündüzlü olarak hizmet alabileceği, sosyal hayata katılımlarını destekleyecek bir merkez kazandırılması hedefleniyor.
Valilik ile Optimal Vakfı arasında imzalanan protokol kapsamında hayata geçirilecek merkez, engelli bireylere yönelik sosyal destek ve gündüzlü hizmetlerin sunulmasına katkı sağlayacak.
Yozgat’ta yaşayan 22 yaşındaki Down sendromlu Yağmur’un gelinlik giyme hayali ailesinin düzenlediği temsili düğünle gerçek oldu.
Yozgat’ta yaşayan 22 yaşındaki Down sendromlu Yağmur Babayiğit’in gelinlik giyme hayalini gerçeğe dönüştürmek için ailesi tarafından organizasyon düzenlendi. Araç konvoyu ile başlayan organizasyonda, gelenek ve göreneklere uygun olarak her şey eksiksiz yerine getirildi. Düğün salonunda gerçekleşen törene kent protokolü, aile yakınları ve çok sayıda davetli katılarak Yağmur’un mutlu gününe ortak oldu. Neşeli anların yaşandığı gecede Yağmur, hayalini kurduğu gelinliği giyerek gönlünce eğlendi.
Davetliler de gecenin ilerleyen saatlerine kadar oyun havası eşliğinde oynadı.
“Yağmur’un hayalini bugün için gerçekleştirdik”
Baba Yusuf Babayiğit, kızının gelinlik giyip düğününün olmasının hayali olduğunu belirterek, “Yağmur’un hayalini bugün için gerçekleştirdik. İnşallah kızımız bundan mutlu olmuştur. Bizim için farklı bir gurur verici güzel bir şey. 22 yaşında. Evde yemeğini yaptık, misafirlerimize ikram ettik. Gelinliğini giydirip gelin gezmesi yapıp salonumuza geldik. Çok güzel bir duygu. İnsan duygu dolu oluyor, ne söyleyeceğini bilemiyor” dedi.
“Hayali gelin olmaktı”
Anne Filiz Babayiğit ise “Yağmur üç çocuğumun en küçüğü. Hayali gelin olmaktı. Biz de o hayalini gerçekleştirmek üzere toplandık. Çok mutluyuz. Gelinliğini giydirdik. Duamızı yaptık. Konvoyumuzu yaptık. Güzel ve mutlu bir şey hem de üzücü bir şey” diye konuştu.
“Allah böyle anne babaları başımızdan eksik etmesin”
Programa katılan Yozgat Valisi Mehmet Ali Özkan ise Yağmur’un mutluluğunun herkesin mutluluğu olduğunu kaydederek, “Erkeklerimizi zaman zaman törenlerle asker ediyoruz. Bugün de annemiz babamız kızının mutluluğu için gelinlik içinde. Bizlerle hatta eş dost akrabalarıyla birlikte bir mutlu günde şahit olmak üzere davet ettiler, bizler de geldik. Ben annemizi babamızı tebrik ediyorum. Kızımızın mutluluğunu sizler de gördünüz. Bizler de şahit olduk. Allah böyle anne babaları başımızdan eksik etmesin” şeklinde konuştu.
(ANKARA) – CHP Genel Başkan Yardımcısı Yıldırım Kaya, PISA 2025 sonuçlarına ilişkin “MEB’in bize gösterdiği rakama değil, göstermediği rakama da bakıyoruz. Türkiye’nin eğitim meselesi yalnızca daha yüksek puan almak değildir. Asıl mesele, o puana bütün çocukların eşit koşullarda ulaşabilmesidir. Bir avuç çocuğun yükselişini bütün çocukların başarısı diye sunamazsınız. Cumhuriyetin eğitim hedefi başarılı çocuklar seçmek değil; bütün çocukların başarılı olabileceği kamusal bir eğitim düzeni kurmaktır” dedi.
CHP Eğitim Politikalarından Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Yıldırım Kaya, PISA 2025 sonuçlarına ilişkin yazılı açıklama yaptı. Kaya’nın açıklaması şöyle:
“PISA 2025: Puan yükseldi, peki eşitsizlik? Milli Eğitim Bakanlığı PISA 2025 sonuçlarını bir başarı hikayesi olarak kamuoyuna sundu. Evet, Türkiye’nin PISA puanlarında artış vardır. Ancak bir ülkenin eğitim sistemini yalnızca ortalama puanın yükselmesine bakarak başarılı ilan edemezsiniz. Bakanlığın gösterdiği rakam ‘puanımız yükseldi’ diyor. Aynı tablonun arkasındaki rakamlar ise ‘eğitimde eşitsizlik derinleşiyor’ diyor. Biz bugün Bakanlığın göstermediği o rakamları göstermek istiyoruz.
“PUAN ARTTI, AMA BAŞARI EŞİT DAĞILMIYOR”
Türkiye PISA 2025’te fen bilimlerinde 18, okumada 16, matematikte 9 puan yükseldi. Türkiye ilk kez fen ve okumada OECD ortalamasının üzerine çıktı; matematikte OECD ortalamasına ulaştı. Bakanlık bu rakamı alıyor ve ‘başardık’ diyor. Peki aynı verinin devamında ne görüyoruz? Türkiye’de en avantajlı öğrencilerle en dezavantajlı öğrenciler arasındaki başarı farkı; Matematikte 96 puan, yani 4,7 öğrenim yılı. Fende 81 puan, yani 4,1 yıl. Okumada 73 puan, yani 3,7 yıl. Aynı ülkenin 15 yaşındaki çocukları, yalnızca ailelerinin sosyoekonomik koşulları nedeniyle birbirlerinden yıllarca geride ya da ileride bulunuyor. Üstelik PISA verilerine göre 2022-2025 arasında Türkiye, sosyoekonomik gruplar arasındaki matematik başarı farkının istatistiksel olarak anlamlı biçimde açıldığı üç ülkeden biri. Dezavantajlı öğrencilerin matematik puanındaki artış istatistiksel olarak anlamlı değilken, avantajlı öğrencilerdeki artış belirgin. Puan yükselmiş olabilir. Ama çocuklar arasındaki mesafe de büyümüşse, ortalama artışını tek başına eğitim başarısı olarak anlatamazsınız.
“HER ÜÇ ÇOCUKTAN BİRİ TEMEL MATEMATİK YETERLİLİĞİNİN ALTINDA”
Türkiye’de yaklaşık olarak; her 3 öğrenciden 1’i matematikte, her 4 öğrenciden 1’i okumada, her 5 öğrenciden 1’i fende temel yeterlilik düzeyinin altında. Dezavantajlı öğrencilerde ise matematikte temel düzeyin altında kalanların oranı yaklaşık her iki öğrenciden biri. Bakanlığa soruyoruz: OECD ortalamasına ulaşmakla övünürken, temel matematik becerisine dahi ulaşamayan her üç çocuktan birini nereye koyuyorsunuz? Başarı hikayesinin dışına mı?
“OKUL, ÇOCUĞUN KADERİNE DÖNÜŞÜYOR”
PISA 2025’in Türkiye açısından en çarpıcı sonuçlarından biri okullar arasındaki uçurumdur. Türkiye’de matematik başarısındaki farklılığın yüzde 67,5’i okullar arasındaki farklarla açıklanıyor. OECD ortalamasında bu oran yüzde 32,8. Türkiye, okullar arası farklılıkların matematik başarısını açıklama oranında 89 ülke arasında üçüncü sırada. Okul türlerine baktığımızda tablo daha da ağırlaşıyor: Fen liselerinde matematik puanı 606.
Mesleki ve teknik Anadolu liselerinde 400. Fark 206 puan. Bu yaklaşık 10,3 öğrenim yılına karşılık geliyor. Aynı yaşta iki çocuk. Aynı ülke. Aynı eğitim sistemi. Ama aralarında on yılı aşan bir öğrenme farkı!
“BAŞARI HİKAYESİNİN EN AĞIR GERÇEĞİ: YOKSULLUK”
PISA 2025’e göre öğrencilerin yüzde 34,3’ü maddi yoksunluk, yüzde 41,3’ü maddi veya sosyal yoksunluk içerisinde. Yani yaklaşık her beş çocuktan ikisi yoksunluk koşullarında eğitim hayatını sürdürüyor. Soruyoruz: Çocuğun evindeki ekonomik koşullar eğitim başarısını belirliyorsa, devletin görevi o çocuğun puanını istatistikte görünür kılmak mı, yoksa onun yoksulluğunu eğitim yoluyla ortadan kaldırmak mı?
“BİZ ORTALAMAYA DEĞİL, ÇOCUĞA BAKIYORUZ”
Bizim itirazımız Türkiye’nin puanlarının yükselmesine değildir. İtirazımız, ortalama puan artışının bütün eğitim sisteminin başarı hikayesiymiş gibi sunulmasınadır. Çünkü aynı PISA sonuçları bize şunu söylüyor: Başarı artışı herkes için aynı değil. Sosyoekonomik farklar büyük ve bazı alanlarda büyüyor. Okullar arasındaki uçurum OECD ortalamasının çok üzerinde. Okul türleri arasında yüzlerce puanlık fark var. Milyonlarca çocuk temel yeterlilik düzeyinin altında ve öğrencilerin yaklaşık beşte ikisi maddi veya sosyal yoksunluk yaşıyor. Dolayısıyla mesele yalnızca ‘Türkiye PISA’da kaç puan aldı?’ değildir.
Asıl sorular şunlardır: O puanı hangi çocuk aldı? Hangi çocuk geride kaldı? ve devlet o çocuğu neden geride bıraktı? PISA’yı değil, PISA’nın gösterdiği eşitsizliği de konuşalım. PISA yalnızca okula devam eden 15 yaşındaki öğrencileri ölçüyor. Eğitim sistemiyle bağı kopmuş ya da örgün eğitimin dışında bulunan çocukların önemli bir bölümü bu ölçümün dışında kalıyor. MESEM’de bulunan 480 bin, açık öğretim lisesine kayıtlı 280 bin, zorunlu eğitim çağında olmasına rağmen okul dışında kalan 440 bin; toplamda yaklaşık 1,2 milyon çocuk. O nedenle PISA’daki ortalama puanı Türkiye’deki bütün çocukların eğitim koşullarının doğrudan göstergesi olarak sunmak doğru değildir. PISA bize okulda bulunan çocukların performansını anlatıyor. Biz ise okulun dışında bırakılan çocuğu da konuşmak zorundayız.
MİLLİ EĞİTİM BAKANLIĞI’NA ÇAĞRI
Başarı hikayesini yalnızca yükselen puanlarla anlatmayın. Eşitsizliği de açıklayın. Yoksulluğu da açıklayın. Okullar arasındaki uçurumu da açıklayın. Dezavantajlı çocukların neden aynı hızla yükselemediğini de açıklayın. Temel yeterlilik düzeyinin altında kalan çocukları da bu ülkenin eğitim başarısı hesabına katın. Çünkü kamusal eğitim anlayışında başarı, en avantajlı çocuğun ne kadar yükseldiğiyle değil, en dezavantajlı çocuğun ne kadar geride bırakılmadığıyla ölçülür. Cumhuriyet Halk Partisi olarak savunduğumuz Kamusal Eğitim Cumhuriyeti tam olarak budur: Çocuğun geleceğini ailesinin geliri belirlemeyecek. Çocuğun kaderini oturduğu semt belirlemeyecek. Çocuğun eğitim hakkını okul türü belirlemeyecek. Devlet, eşitsizliği yeniden üreten değil, eşitsizliği ortadan kaldıran bir eğitim düzeni kuracak. Çünkü biz başarıyı bir tablo hücresinde değil, her çocuğun hayatında arıyoruz. MEB’in bize gösterdiği rakama değil, göstermediği rakama da bakıyoruz. Türkiye’nin eğitim meselesi yalnızca daha yüksek puan almak değildir. Asıl mesele, o puana bütün çocukların eşit koşullarda ulaşabilmesidir. Bir avuç çocuğun yükselişini bütün çocukların başarısı diye sunamazsınız. Cumhuriyetin eğitim hedefi başarılı çocuklar seçmek değil; bütün çocukların başarılı olabileceği kamusal bir eğitim düzeni kurmaktır. ve Cumhuriyet Halk Partisi olarak biz, kamusal eğitim Cumhuriyeti’ni kuracağız.”
ÇEVRE, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı ve COP31 Başkanı Murat Kurum, New York’ta düzenlenen IRENA Elektrifikasyon Günü-Bakanlar Toplantısı’nda yaptığı konuşmada, “2035’e kadar yüzde 35 elektrifikasyon hedefi, atıkların azaltılması hedefi, binaların enerji yoğunluğunu yine yüzde 25 azaltma hedeflerini gerçekleştirdiğimiz zaman 8 ila 10 gigaton bir emisyonu azalttığımızı hesap ediyoruz. Dolayısıyla aslında emisyonların yüzde 20’sine yakınını azaltmış oluyoruz. Amacımız bu” dedi.
Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı ve COP31 Başkanı Murat Kurum, New York programı kapsamında Türkevi’nde düzenlenen Uluslararası Yenilenebilir Enerji Ajansı (IRENA) Elektrifikasyon Günü-Bakanlar Toplantısı’na katıldı. Toplantıda IRENA Genel Direktörü Francesco La Camera, COP28 Başkanı Sultan Ahmed Al Jaber ile çevre ve iklim alanında çalışan uluslararası kuruluşların temsilcileri de yer aldı.
COP31’İN 2035 HEDEFLERİ
Toplantının açılışında konuşan Bakan Kurum, yenilenebilir enerji ve elektrifikasyonun önemine dikkati çekerek, “COP28’de yenilenebilir enerjinin 3 katına çıkarılması yönünde bir karar alındı. Bu memnuniyet verici bir karardı ama COP31’de biz bunu bir öteye daha taşıma ve bu anlamda da 2035’e kadar yüzde 35 elektrifikasyon hedefi koyduk. Bu ne anlama geliyor? Bugün dünya 50 ila 58 gigaton emisyon üretiyor. 2035’e kadar yüzde 35 elektrifikasyon hedefi, atıkların azaltılması hedefi, binaların enerji yoğunluğunu yine yüzde 25 azaltma hedeflerini gerçekleştirdiğimiz zaman yaklaşık 8 ila 10 gigaton bir emisyonu azalttığımızı hesap ediyoruz. Dolayısıyla aslında emisyonların yüzde 20’sine yakınını azaltmış oluyoruz. Amacımız bu” ifadelerini kullandı.
‘BU BİR TERCİH DEĞİL, BİR MİLLİ GÜVENLİK MESELESİ’
Bugün gelinen noktada artık hedeflerin gerçekleştirilmesi gerektiğini vurgulayan Bakan Kurum, Nepal’de yaşanan sel felaketini örnek göstererek, “Nepal’de yaşanan sıkıntıyı hepimiz gördük. Bunların artık sayısı, sıklığı, şiddeti artıyor. Dünya Meteoroloji Örgütü bir bakıyorsunuz en kurak yıl, en sıcak yıl, en sıcak ay, en sıcak gün verilerini veriyor. İnsanlar afetlerde hayatlarını yitiriyor, şehirler zarar görüyor. Dolayısıyla hep birlikte artık irade göstermek mecburiyetindeyiz. Bu bir tercih değil, bir milli güvenlik meselesi” değerlendirmesinde bulundu.
‘BİZ 2035’E KADAR YÜZDE 35 HEDEFİNİ YAKALAMAK İSTİYORUZ’
Dünyada yaşanan pek çok krizin arka planında ‘enerjinin’ yattığına dikkati çeken Bakan Kurum, “Bugün yaşadığımız krizlere baktığınızda aslında bu krizlerin altlığında yine enerji krizi olduğunu görüyoruz. Bundan çok daha önce bu temelleri atmış olsaydık bu krizler bugün belki böyle sonuçlarla ülkeleri karşı karşıya bırakmayacaktı” dedi.
2035 hedeflerinin detaylarına değinen Kurum, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Peki ne getirecek bize 2035’e kadar 35 hedefi? Muhakkak yeni şebekeler, depolama alanları, altyapı yatırımları gerekecek. Yani bazı ülkelere baktığınızda proje var ama altyapı yok veya o projeyi karşılayacak şebeke hattına sahip değil. Dolayısıyla hep birlikte bu yatırımları yapmamız lazım. Bugün küresel elektriğin nihai enerji tüketimindeki payı yüzde 21. Biz 2035’e kadar yüzde 35 hedefini yakalamak istiyoruz ve bu hedef aslında bütün ülkelere aynı yolu tarif eden tek bir yaklaşım olmayacak. Ülkelerin farklı koşullarını, önceliklerini ve kalkınma yollarını gözetirken hepimizi ortak bir istikamete de götürüyor olacak. Burada da güçlü bir siyasi ivme yakalamak zorundayız. Bunu hep birlikte başarabiliriz.”
‘ÜLKELERİ ELEKTRİFİKASYONU HIZLANDIRMAYA DAVET EDİYORUZ’
Bu kapsamda hazırlanan COP31 Elektrifikasyon Taahhüdünü uluslararası toplumla paylaştıklarını kaydeden Bakan Kurum, “Antalya’da sürpriz bir karar olmayacak. Ne söylüyorsak, bugün ne konuşuyorsak Antalya’da da bunu söyleyeceğiz, onun başarısı için koşturacağız. Ülkeleri kendi koşulları doğrultusunda elektrifikasyonu hızlandıracak politika, yatırım ve uygulamaları güçlendirmeye davet ediyor olacağız. Bu anlamda IRENA’yla yapmış olduğumuz bu çalışmayı gerçekten çok kıymetli buluyoruz ve bugünkü Elektrifikasyon Günü’nü de bu açıdan önemli görüyoruz” diye konuştu.
‘ANTALYA’DA ARTIK UYGULAMAYI, PROJEYİ KONUŞMAK İSTİYORUZ’
Bakan Kurum, toplantıda şebeke ve depolama yatırımlarından sanayinin elektrifikasyonuna, yenilenebilir enerji entegrasyonundan finansmana ve yeni teknolojilere kadar farklı alanlarda somut çözüm ve uygulama örneklerini ele alacaklarını söyledi. Çıkacak öneri ve çözümlerin COP31 sürecine katkı sağlayacağının altını çizen Kurum, “Burada ortaya çıkacak önerilerin, iyi uygulamaların ve iş birliği imkanlarının New York’ta kalmasını istemiyoruz. Antalya’da bu süreci yürütmek, Antalya’da artık uygulamayı, projeyi konuşmak istiyoruz ve Antalya’da sonuç, netice almak istiyoruz” açıklamasında bulundu.
Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.