40,5896$% -0.46
47,8000€% -0.43
54,6468£% -0.9
4.352,83%-1,37
3.336,90%-0,91
10.642,60%-0,43
11 Ekim 2026 Pazar
Ankara Barosu 69. Olağan Genel Kurulu’nda oy verme işlemi başladı.
Nazım Hikmet Kültür Merkezi’nde devam eden genel kurulda, saat 09.00’da başlayan oy verme işlemi 17.00’de sona erecek.
Oy kullanma işlemi için erken saatlerde kongre salonuna gelen avukatlar yoğunluk oluşturdu.
Başkan adayları salona girişlerinde oy kullanacak üyeleri karşıladı.
Ankara Barosu Başkanlığı için Demokratik Sol Avukatlar Grubu tarafından aday gösterilen Elçin Özge Şimşek Çağlayan, Demokrat Avukatlar Değişim Grubu tarafından Mehmet Zeki Kaplan, Avukat Hakları Grubu Ankara tarafından Funda Şahin ve Türk Milliyetçisi Avukatlar Grubu tarafından Doğukan Kozan yarışıyor.
Seçimlerde, baro başkanının yanı sıra 10 kişilik yönetim kurulu, 5 kişilik disiplin kurulu, 3 kişilik denetleme kurulu ve Türkiye Barolar Birliği delegeliği için 7 isim belirlenecek.
Kaliforniya Üniversitesi Los Angeles (UCLA) ile Türkiye’deki dört üniversitenin ortak yürüttüğü bilimsel projede, Afrika ile Avrupa arasında göç eden kuşlardan İstanbul’da toplanan keneler laboratuvarlarda incelenerek, Kırım Kongo Kanamalı Ateşi (KKKA) başta olmak üzere hastalık etkenlerinin kıtalar arasındaki hareketi ve gelecekte oluşabilecek salgın riskleri araştırılıyor.
Koç Üniversitesi İş Bankası Enfeksiyon Hastalıkları Araştırma Merkezinin (KUISCID) koordinasyonunda, UCLA, Koç Üniversitesi, İstanbul Üniversitesi-Cerrahpaşa, Marmara Üniversitesi ve Tekirdağ Namık Kemal Üniversitesinden araştırmacıların yer aldığı çalışma, göçmen kuşların taşıdığı keneler üzerinden hastalık etkenlerinin hareketini ortaya koymayı ve halk sağlığı açısından oluşabilecek risklere erken dönemde ışık tutmayı amaçlıyor.
2025’te başlayan bilimsel çalışma kapsamında, İstanbul Avcılar’daki Kuş Halkalama İstasyonu’nda göç yolundaki kuşlar yakalanarak halkalanıyor. Kuşların üzerindeki keneler toplanırken, işlemleri tamamlanan kuşlar yeniden doğaya bırakılıyor.
Kuşlardan alınan keneler canlı halde haftada iki kez Marmara Üniversitesi’ne ulaştırılıyor. Burada mikroskop altında morfolojik incelemeye alınan keneler, cins ve tür düzeyinde tanımlanıyor.
Hangi kenenin hangi kuştan alındığı kayıt altına alınırken, tanımlanan örnekler daha sonra hastalık etkenlerinin araştırılması amacıyla hazırlanıyor.
Hazırlanan örnekler KUISCID laboratuvarlarında moleküler analizlerden geçiriliyor. Kenelerden DNA ve RNA başta olmak üzere nükleik asitler çıkarılıyor, zenginleştirme ve kütüphane hazırlama işlemlerinin ardından dizileme yapılıyor. Elde edilen veriler biyoinformatik analizlerle değerlendirilerek kenelerde bulunabilecek viral ve bakteriyel etkenler araştırılıyor.
Bir örneğin analiz süreci yaklaşık 1-1,5 ayı bulurken çalışma yalnızca KKKA etkenine odaklanmıyor. Bilim insanları, göçmen kuşların taşıdığı kenelerde başka viral ve bakteriyel hastalık etkenlerinin bulunup bulunmadığını da araştırıyor.
Proje kapsamında, kuşların ilkbaharda Avrupa’ya, sonbaharda ise Afrika’ya doğru gerçekleştirdiği göçler sırasında farklı mevsimlerde ve yıllarda toplanan örneklerin karşılaştırılmasıyla hastalık etkenlerinin hareketine ilişkin daha kapsamlı bir veri seti oluşturulması hedefleniyor.
Göçmen kuşların yalnızca ekolojik açıdan değil, hastalık etkenlerinin kıtalar arasında taşınması bakımından da önemli olduğunu belirten araştırmacılar, çalışmayı insan, hayvan ve çevre sağlığını birlikte ele alan “One Health” yaklaşımı kapsamında yürütüyor.
“İki yıldır kuşlardan düzenli olarak kene topluyoruz”
İstanbul Üniversitesi-Cerrahpaşa Ormancılık Meslek Yüksekokulu Ormancılık Bölümü Avcılık ve Yaban Hayatı Programı Başkanı Öğr. Gör. Dr. Ergün Bacak, projenin 2025 yılının mart ayında başladığını söyledi.
Halkalama çalışmalarının hastalıkların kıtalar arasındaki hareketinin anlaşılması bakımından da önemli olduğunu aktaran Bacak, “İki yıldır kuşlardan düzenli olarak kene topluyoruz. Geçtiğimiz yıl 10 bin civarında kuş halkaladık ve kuşların üzerinden yaklaşık 8 bin kene topladık. Kuşlar sadece kendileri göç etmiyor, üzerlerinde taşıdıkları parazitleri, özellikle keneleri de bir kıtadan başka bir kıtaya taşıyabiliyor. Dolayısıyla kuşların üzerinde hangi kenelerin bulunduğunu ve bu kenelerin hangi hastalık etkenlerini taşıdığını bilmek önemli.” diye konuştu.
Kenelerin kuşlardan alındıktan sonra canlı şekilde Marmara Üniversitesine ulaştırıldığını anlatan Bacak, bunun özellikle RNA virüslerinin araştırılması açısından önem taşıdığını dile getirdi.
“Olası bir salgın riskini önceden anlamak açısından bu çalışma çok önemli”
Çalışmanın temel odaklarından birinin KKKA olduğunu belirten Bacak, bu hastalıkla ilişkili kenelerin göçmen kuşlar aracılığıyla farklı bölgelere taşınabileceğini kaydetti.
Bacak, “KKKA bizim için çok önemli. Çünkü bu hastalıkla ilişkili Hyalomma türleri var. Biz ise sadece Hyalomma’ları toplamıyoruz. Kuşların üzerinde bulunan Ixodes ve Haemaphysalis gibi farklı kene türlerini de topluyoruz. Çünkü hangi kenenin hangi hastalık etkenini taşıdığını önceden bilemeyiz. Bizim burada yapmaya çalıştığımız şey bir hastalık ortaya çıktıktan sonra onu araştırmak değil. Daha erken dönemde, hangi etkenlerin nereden nereye taşındığını görmeye çalışıyoruz.” bilgisini paylaştı.
Kuşların bir kıtadan diğerine geçtiğini, üzerlerinde de keneleri taşıdıklarını kaydeden Bacak, “Bu keneler de bazı hastalık etkenlerini taşıyabiliyor. Olası bir salgın riskini önceden anlamak açısından bu çalışma çok önemli. Bugün KKKA üzerinde duruyoruz ama yarın başka viral veya bakteriyel hastalık etkenleriyle karşılaşabiliriz. Biz bütün bu sistemi birlikte değerlendirmeye çalışıyoruz. Ekosistemin bir bütün olduğunu görmemiz gerekiyor. Kuşları incelerseniz parazitlerini, parazitlerini incelerseniz hastalık etkenlerini ve bu etkenlerin insanlara ulaşma ihtimalini de görüyorsunuz.” ifadesini kullandı.
“Çalışmanın önemli bir bölümü tamamlandı”
Marmara Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Temel Sağlık Bilimleri Bölüm Başkanı Prof. Dr. Ayşen Gargılı Keleş, projenin farklı üniversitelerin daha önceki ortak çalışmalarının devamı niteliğinde geliştiğini belirtti.
Kenenin bir vektör olduğunu ve farklı canlılar arasında hastalık etkenlerinin taşınmasında rol oynayabildiğini anlatan Keleş, göçmen kuşların bu süreçte önemli bir taşıyıcı konumunda olabildiğini aktardı.
Keleş, çalışmanın önemli bir bölümünün tamamlandığını ve şu an son aşamada olduğunu dile getirerek, şöyle devam etti:
“Bu kenelerin hangi hastalık etkenlerini taşıdığını belirlemeye çalışıyoruz. Burada yalnızca kene türlerini söylemek istemiyoruz. Hangi kuş türünün hangi keneyi taşıdığını, bu kenelerin hangi bölgelerde bulunduğunu ve hangi patojenleri taşıdığını birlikte değerlendirmek istiyoruz. Eğer herhangi bir risk ortaya çıkarsa bunun haritalandırılması, gerekli planlamaların yapılması ve ilgili kurumlarla paylaşılması mümkün olacak. Bir hastalık etkeninin bir kıtadan diğerine taşınması, daha sonra insanlarda görülmesi mümkün. Bu nedenle daha hastalık ortaya çıkmadan önce riskleri belirlemek ve hazırlıklı olmak gerekiyor.”
Çalışma kapsamında İstanbul’da Asya uzun boynuzlu kenesinin yerleştiği ortaya çıktı
Marmara Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Temel Sağlık Bilimleri Bölümünden Dr. Öğretim Üyesi Gürkan Akyıldız, laboratuvara ulaştırılan kenelerin önce mikroskop altında morfolojik özelliklerinin incelendiğini ve tür düzeyinde tanımlandığını anlattı.
Aynı zamanda da hangi kenenin hangi kuştan geldiğini kayıt altına aldıklarını kaydeden Akyıldız, “Böylece elimizde hem kene türü hem de bu kenenin hangi kuş üzerinde bulunduğuna ilişkin bir veri oluşuyor.” dedi.
Kenelerin türünü belirledikten sonra örnekleri patojen araştırmasına uygun hale getirdiklerini anlatan Akyıldız, daha sonra Koç Üniversitesi KUISCID laboratuvarlarına gönderildiğini ve orada moleküler düzeyde incelemelerinin yapıldığını ifade etti.
Akyıldız, çalışma sırasında özellikle Haemaphysalis longicornis, Türkçe adıyla Asya uzun boynuzlu kenesi açısından önemli bir bulgu elde ettiklerini belirterek, şunları dile getirdi:
“Asya uzun boynuzlu kenesi, bizim açımızdan önemli bir tür. 2024’te İstanbul’da tespit edildi, bununla ilgili çalışma 2025 yılında yayımlandı. Bizim UCLA projesi kapsamında daha önce kuşlardan topladığımız bütün keneleri geriye dönük yeniden inceledik. Kuşların üzerinde bu türün larva ve nimf evrelerini de gördük. Ayrıca ilgili bölgede bitki örtüsü üzerinde de nimf evrelerine rastladık. Böylece sadece bir bireyin bulunmasından söz etmiyoruz. Türün bölgede yaşam döngüsünü sürdürebildiğini gösteren bulgular elde ettik. Bizim çalışmamızın önemli tarafı, daha önce Türkiye’de tespit edilmiş olan bu türün İstanbul’da artık yerleşik hale geldiğine ilişkin kanıtları ortaya koyması. Bu çalışmayla ilgili makalemiz de Parasites&Vectors dergisinde yayımlandı.”
Asya uzun boynuzlu kenesinin Doğu Asya kökenli ve istilacı bir tür olduğunu belirten Akyıldız, farklı coğrafyalarda yerleşebilen bu türün taşıyabileceği hastalık etkenleri açısından yakından takip edilmesi gerektiğini söyledi.
Akyıldız, “Bizim için önemli olan nokta, Türkiye’de yeni yerleşmiş olan bu kenenin burada hangi hastalık etkenlerini taşıyabileceğini ortaya koymak. Burada hemen bu kenenin şu hastalığı taşıdığını söylemek doğru olmaz. Bizim yapmaya çalıştığımız şey zaten bunu araştırmak. Kenenin Türkiye’de yerleşmiş olması, beraberinde taşıdığı veya taşıyabileceği patojenler açısından araştırılması gerektiğini gösteriyor.” dedi.
Yaptığımız çalışma aslında bir anlamda erken uyarı sistemi gibi çalışıyor”
KUISCID Kurucu Direktörü ve enfeksiyon hastalıkları uzmanı Prof. Dr. Önder Ergönül, projenin temel sorularından birinin KKKA virüsünün Türkiye’de neden ve nasıl ortaya çıktığını anlamak olduğunu vurguladı.
Amerika Birleşik Devletleri’nde, UCLA’da bu konularla ilgili çalışan bilim insanları olduğunu aktaran Ergönül, “Biz de Türkiye’deki ekiplerle birlikte bu çalışmayı sistematik hale getirdik. Kuşların düzenli olarak takip edilmesi, kenelerin toplanması, türlerinin belirlenmesi ve daha sonra laboratuvarda incelenmesi şeklinde ilerleyen düzenli bir sistem oluşturduk.” diye konuştu.
Ergönül, projenin yalnızca mevcut hastalıkları araştırmadığını vurgulayarak, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Biz Afrika kökenli kuşlarla gelen kenelerde hangi virüslerin olduğunu görmek istiyoruz. Bunları Türkiye’deki virüslerle karşılaştırmak istiyoruz. Acaba kuşlar yeni bir virüs veya yeni bir virüs tipi getiriyor mu? Eğer getiriyorsa bu etken nerede yayılıyor? Bunları ortaya koymak istiyoruz. 2016 yılında İspanya’da KKKA vakaları ortaya çıktı. Bunun arkasında Afrika’dan gelen göçmen kuşlarla taşınan kenelerin olduğu ortaya kondu. Bu örnek bize göçmen kuşların ve üzerlerinde taşıdıkları kenelerin hastalıkların yeni coğrafyalara ulaşmasında nasıl bir rol oynayabileceğini gösteriyor. Biz sadece Kırım Kongo’yu aramıyoruz. Daha önce bilmediğimiz başka virüsleri de bulabiliriz. Bu nedenle yaptığımız çalışma aslında bir anlamda erken uyarı sistemi gibi çalışıyor.”
Projenin yaklaşık iki yıl boyunca sürdürülen saha ve laboratuvar çalışmalarıyla önemli bir veri seti oluşturduğunu belirten Ergönül, 2026’nın sonuna kadar kuşlar ve kenelerle ilgili daha kapsamlı sonuçların ortaya konulmasının planlandığını söyledi.
Ergönül, projede elde edilen verilerin, hastalıkların daha ortaya çıkmadan önce izlenmesine katkı sağlamasının hedeflendiğini belirterek, bilimsel çalışmanın uzun vadede Türkiye’nin salgınlara hazırlık kapasitesini güçlendirebileceğini dile getirdi.
Prof. Dr. Ergönül, “Bizim amacımız bir hastalık çıktıktan sonra onun peşinden gitmek değil. Daha ortaya çıkmadan önce riskleri görebilmek. Kuşları, keneleri ve taşıdıkları etkenleri düzenli olarak izleyebilirsek gelecekte ortaya çıkabilecek hastalıkları daha erken fark etme şansımız olabilir.” değerlendirmesinde bulundu.
Yalnızca bugün bildiğimiz hastalıklara bakmıyoruz”
KUISCID’den Doç. Dr. Mert Ahmet Kuşkucu da Marmara Üniversitesi’nde tür tanımlaması yapılan kenelerin daha sonra moleküler analiz için KUISCID laboratuvarlarına ulaştırıldığını anlattı.
Kuşkucu, buradaki temel amacın bu kenelerin içerisinde herhangi bir viral veya bakteriyel etken var mı, bunu ortaya çıkarmak olduğunu kaydederek, “Öncelikli olarak KKKA virüsüne bakıyoruz. Fakat kullandığımız ileri teknoloji sayesinde sadece tek bir virüsü aramakla kalmıyoruz. Kenelerin DNA ve RNA’sını çıkarıp çok daha geniş bir tarama yapabiliyoruz. İklim değişikliğiyle birlikte kuşların göç yollarında ve keneler gibi bazı vektörlerin dağılımında değişiklikler görülebiliyor. Bu canlılar da bazı viral etkenleri taşıyabiliyor. Dolayısıyla bizim için önemli olan, bu hareketliliği önceden takip edebilmek.” diye konuştu.
Önce keneden nükleik asitleri, yani DNA ve RNA’yı çıkardıklarını anlatan Kuşkucu, “Daha sonra zenginleştirme ve kütüphane hazırlama aşamalarından geçiyoruz. Ardından dizileme yapılıyor. Sonrasında biyoinformatik analizlerle bu dizilerin neye ait olduğunu araştırıyoruz. Bir örneğin baştan sona analiz edilip sonuçlandırılması yaklaşık bir ila bir buçuk ay sürebiliyor.” dedi.
Kuşkucu, çalışma sırasında yeni kene türlerinin tespit edilmesinin de yeni hastalık etkenleri açısından bir erken uyarı niteliği taşıyabileceğini dile getirerek, “Yeni bir kene türünün Türkiye’de yerleştiğini görmek bizim için önemli bir erken uyarı. Çünkü o türün hangi viral veya bakteriyel etkenleri taşıyabileceğini bilmemiz gerekiyor. Biz bu nedenle yalnızca bugün bildiğimiz hastalıklara bakmıyoruz. Örneklerde başka etkenler var mı, bunu da araştırıyoruz.” ifadesini kullandı.
Ardahan Valisi Ömer Hilmi Yamlı ve eşi Fatma Yamlı, huzurevi sakinleriyle bir araya gelerek gözleme pişirdi.
Vali Yamlı ve eşi, Ardahan Huzurevi Yaşlı Bakım ve Rehabilitasyon Merkezi’ni ziyaret ederek burada kalan yaşlılarla sohbet etti.
Huzurevi sakinlerinin sacda gözleme pişirmesine eşlik eden Yamlı çifti, yaşlılarla yakından ilgilenerek onların anılarını dinledi.
Yamlı, ziyarette yaptığı konuşmada, yaşlıların kendileri için çok kıymetli olduğunu söyledi.
Huzurevi sakinleriyle aynı sofrayı paylaşmaktan mutluluk duyduklarını belirten Yamlı, “Bugün şehrimizde huzurevinde misafir ettiğimiz kıymetli büyüklerimizin sofrasında bulunmak istedik. Bizim için kıymetlisiniz. Sacda pişen gözlemenin kokusuyla bir zamanlar kendi elleriyle açtıkları gözlemeleri, çocuklarına ve torunlarına ikram ettikleri günleri konuştuk. Sofralarımız bereketle, günlerimiz sevgiyle, büyüklerimizin yürekleri huzurla dolsun.” dedi.
Huzurevi sakinleri de ziyaretten duydukları memnuniyeti dile getirerek Vali Yamlı ve eşine teşekkür etti.
Esenyurt Belediyesinde gerçekleştirilen bazı ihalelerin belirli firmalar üzerinde bırakılması amacıyla organize edildiği ve ihaleleri kazanan şirketlerden hak ediş ödemeleri karşılığında para talep edildiği iddiaları üzerine başlatılan soruşturmanın ayrıntıları ortaya çıktı.
Soruşturma dosyasındaki bilgilere göre, ihaleleri alan firmalardan hak ediş bedellerinin ortalama yüzde 20’si oranında ödeme istendiği öne sürüldü. Dosya kapsamında ifade veren tanıkların, belediyedeki ihale ve hak ediş süreçlerine ilişkin birbirini destekleyen beyanlarda bulunduğu belirtildi.
Dosyada ifadesine başvurulan Halil Yılmaz, belediyeden alacağı hak ediş ödemelerini tahsil edebilmek için Yusuf Ulutaş’ın kendisinden toplam 9 milyon TL talep ettiğini iddia etti. Yılmaz, söz konusu tutarı iki farklı tarihte Ulutaş’ın makam odasında teslim ettiğini öne sürdü.
Soruşturmada ifadesi alınan Orhan Yıldırım ise benzer bir iddiayı gündeme getirdi. Yıldırım, hak ediş ödemelerini alabilmek için Ulutaş’ın kendisinden üç veya dört kez para istediğini, toplamda 300 ila 400 bin dolar tutarında parayı makam odasında verdiğini ileri sürdü.
Yıldırım ayrıca son olarak eylül ayının sonunda 100 bin doları doğrudan Yusuf Ulutaş’a teslim ettiğini ifade etti.
Soruşturma dosyasına sunulan bir ses kaydında ise başka bir para teslimine ilişkin iddialar yer aldı. Topraköz isimli firmanın sahibi Erhan Toprak’ın ses kaydında, hak ediş ödemelerini alabilmek amacıyla ASM İnşaat yetkilisi Salih Yılmaz’ın yeğenine 3 milyon TL’yi Esenyurt’taki Seyrantepe Pastanesinde teslim ettiğini anlattığı belirtildi.
Toprak’ın, para tesliminin ardından hak ediş ödemelerinin hesabına yatırıldığını ve ödemenin yapılacağını Salih Yılmaz’ın kendisine önceden haber verdiğini öne sürdüğü belirtildi. Şüpheli Ümit Ünal ise ifadesinde Erhan Toprak’ın söz konusu para teslimini kendisine birçok kez anlattığını, paranın nihai olarak Yusuf Ulutaş’a ulaştırıldığını söylediğini iddia etti.
Soruşturmanın dikkat çeken bölümlerinden birini de Namık Çebi İnşaat isimli şirketin banka hesaplarına yönelik incelemeler oluşturdu. Mali incelemelerde, belediyeden hak ediş ödemeleri yapıldıktan sonra şirket hesaplarına yatan paraların yaklaşık yüzde 20’sine karşılık gelen tutarların, çoğu zaman aynı gün veya ertesi gün nakit olarak çekildiği tespit edildi.
Dosyada, 10 milyon TL’lik hak ediş ödemesinin ardından 2 milyon 100 bin TL, 5 milyon TL’lik hak ediş ödemesinin ardından ise 1 milyon 125 bin TL tutarında nakit çekimlerine örnek olarak yer verildi.
Parayı çeken şirket çalışanları Doğancan Güzel, Cemalettin Çağlayan ve Harun Berber ile Namık Çebi’nin, para çekme işlemlerinden kısa süre sonra Yusuf Ulutaş’a rüşvet paralarının ulaştırılmasında aracılık ettiği iddia edilen Anıl Alioğlu ile aynı baz istasyonlarından sinyal verdikleri tespit edildi.
Şüpheli Anıl Alioğlu’nun ifadesi de soruşturma dosyasına giren önemli beyanlar arasında yer aldı. Alioğlu, Namık Çebi İnşaat ile bağlantılı kişilerden Yusuf Ulutaş’a ulaştırılmak üzere birçok kez zarf içerisinde para aldığını ve bu paraları İbrahim Doğancıoğlu’na teslim ettiğini iddia etti.
Alioğlu ayrıca Ulutaş’ın yalnızca bu şirketten değil, başka firmalardan da para talep ettiğini öne sürdü. Bir başka firma tarafından getirilen para dolu zarfın da Ulutaş’a ulaştırılmak üzere İbrahim Doğancıoğlu’na teslim edildiğini gördüğünü beyan etti.
Anıl Alioğlu’nun ifadesinde, soruşturmanın dikkat çeken bir başka ayrıntısı daha yer aldı. Alioğlu, Yusuf Ulutaş’ın bazı firmalardan A101, BİM ve FİLE gibi zincir marketlere ait alışveriş kartları talep ettiğini ve bunları İbrahim Doğancıoğlu’na verdiğini ileri sürdü.
Beyana göre, söz konusu alışveriş kartları daha sonra Namık Çebi İnşaat ve bazı başka firmalara verilerek karşılığında nakit para temin edildi. Soruşturma kapsamında bu iddiaların ve kart hareketlerinin incelendiği belirtildi.
Dosyada yer alan bir diğer iddia ise Ekim Peyzaj isimli firmanın sahibi Ziya Köklü’nün, Yusuf Ulutaş’a para dışında dizüstü bilgisayar da temin ettiği yönünde oldu. Köklü, ifadesinde bilgisayarları Eyüp Mücahit Gülmez’den aldığını belirtti.
Gülmez ise bilgisayarlara ilişkin faturaları ve WhatsApp yazışmalarını soruşturma dosyasına sundu. İfadesinde, bilgisayarların teslimi için kendisine Yusuf Ulutaş’ın telefon numarasının gönderildiğini, Ulutaş ile görüştükten sonra bilgisayarları onun yönlendirdiği belediye çalışanına teslim ettiğini anlattı.
Soruşturma kapsamında şüpheliler hakkında Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 135. maddesi uyarınca iletişimin denetlenmesi tedbirleri uygulandı. Bu kapsamda elde edilen 7 ayrı telefon görüşmesi kaydının soruşturma dosyasına girdiği belirtildi.
Söz konusu görüşmelerde belediyedeki rüşvet iddiaları ve para ilişkilerine yönelik konuşmalar bulunduğu değerlendirildi.
Mali Suçları Araştırma Kurulu (MASAK) tarafından hazırlanan raporda Yusuf Ulutaş’ın banka hesaplarındaki para transfer hareketleri de mercek altına alındı. Rapora göre Ulutaş’ın 2017 yılında 601 bin 619 TL olan para transfer işlem hacmi, 2018 yılında 1 milyon 73 bin 514 TL’ye yükseldi.
2019-2021 döneminde yıllık ortalama 400 bin TL seviyesinde seyreden işlem hacmi, 2022 yılında 10 milyon TL’nin üzerine çıktı. 2023 yılında 8,5 milyon TL, 2024 yılında 10,6 milyon TL seviyesinde olan işlem hacmi, 2025 yılında 231 milyon 26 bin 362 TL’ye yükseldi.
2026 yılında raporun hazırlandığı tarihe kadar ise 7 milyon 278 bin 151 TL işlem hacmi bulunduğu kaydedildi.
MASAK raporunun dikkat çeken tespitlerinden biri de Yusuf Ulutaş ile kız kardeşi Tuba Ulutaş Şenyürek arasındaki finansal işlemler oldu. Raporda, Ulutaş’ın en yüksek işlem hacmine sahip karşı tarafının 212 milyon 155 bin 533 TL ile kız kardeşi Tuba Ulutaş Şenyürek olduğu belirtildi.
Şenyürek’in hesabına giren paraların genellikle Yusuf Ulutaş tarafından nakit olarak yatırıldığı, ardından Şenyürek tarafından yine nakit olarak çekildiği tespitine yer verildi. Ayrıca 17 Haziran 2025 tarihinde Bakırköy Şenlik Mahallesi’nde bulunan bir bağımsız bölüme ilişkin 15 milyon TL’lik para transferi gerçekleştirildiği belirlendi.
MASAK raporunda, söz konusu taşınmazın suç geliriyle bağlantılı olabileceği ve para hareketlerinin kaynağının gizlenmesi amacı taşıyabileceği yönünde değerlendirmeler bulunduğu belirtildi. Türk Hava Yollarında çalıştığı ifade edilen Şenyürek’in bilinen gelirinin de hesaplarındaki para hareketleriyle orantılı olmadığı kaydedildi.
Soruşturma kapsamında ifadesi alınan Yusuf Ulutaş ise hesaplarındaki para hareketlerine ve malvarlığına ilişkin iddiaları reddederek açıklamalarda bulundu. Ulutaş, söz konusu paraların 24 yıllık avukatlık mesleğinden elde ettiği birikimler olduğunu savundu.
Bazı kişilere hukuki danışmanlık hizmeti verdiğini ve karşılığında elden para aldığını, ayrıca eşinin ailesinin varlıklı olduğunu ve onların parasını da kendisinin yönettiğini söyledi. Ulutaş, birikimleri değerlendirmek amacıyla bankalara yatırdığını, daha sonra bir bölümünü çekerek ödemelerde kullandığını, kalan tutarları ise evinde muhafaza ettiğini ifade etti.
Kayınbabasının 400 bin dolar karşılığında kentsel dönüşüm kapsamında iki konut satın almayı planladığını ve bu nedenle söz konusu parayı kendisine vereceğini belirten Ulutaş, ayrıca 2 milyon 500 bin TL’yi tapu masrafları için ayırdığını ifade etti.
Soruşturma kapsamında 7 Ekim 2026 tarihinde Yusuf Ulutaş’ın ikametinde gerçekleştirilen aramada yüksek miktarda nakit para ve çok sayıda değerli eşya ele geçirildi.
Aramada; 450 bin 854 ABD doları, 31 bin 815 avro, 2 milyon 580 bin TL, 35 bilezik, 36 kolye, 42 küpe ve 17 yüzük, 26 inci tanesi, 9 bileklik, 4 saat ve 4 kolye ucu, 1 tam altın, 6 ata lira ve çeşitli altın veya altın görünümlü eşyalar ve 2 adet Rolex marka saat bulunarak el konuldu.
Ele geçirilen nakit para ve ziynet eşyalarının kaynağı ile soruşturmaya konu ihale ve hak ediş ödemeleri arasında bağlantı bulunup bulunmadığı araştırılıyor.
Esenyurt Belediyesindeki ihale süreçleri, hak ediş ödemeleri ve yüklenici firmalar arasındaki finansal ilişkiler, soruşturmanın temel inceleme konularını oluşturuyor. Tanık ifadeleri, şüpheli beyanları, banka hareketleri, MASAK raporu, iletişim kayıtları ve dijital deliller birlikte değerlendirilerek rüşvet iddialarının kapsamı araştırılıyor.
Soruşturma kapsamında şüphelilerin malvarlığı hareketleri ile belediye ihalelerinden elde edilen gelirler arasındaki olası bağlantıların belirlenmesine yönelik çalışmalar sürdürülüyor.
İNGİLTERE’de bir hayvanat bahçesinde kaplanın bulunduğu alana giren kişi, uğradığı saldırı sonucu hayatını kaybetti.
Güney Yorkshire Polisi tarafından yapılan açıklamaya göre olay, Doncaster kenti yakınlarındaki Yorkshire Hayvanat Bahçesi’nde dün yerel saatle 13.35 sıralarında meydana geldi. Kaplanın muhafazalı alanına giren bir kişi, hayvanın saldırısına uğrayarak ağır yaralandı. Bölgeye sevk edilen sağlık ekiplerinin tüm müdahalelerine rağmen söz konusu kişinin yaşamını yitirdiği bildirildi.
Polis yetkilileri, kaplanın durumuyla ilgili iddialara da yanıt vererek hayvanın olay sırasında yaralanmadığını ve kendi alanının içinde kaldığını belirtti. Olayın kamuoyu açısından herhangi bir tehlike teşkil etmediği vurgulandı. Öte yandan emniyet güçleri, internette olaya ilişkin dolaşıma giren görüntülerin paylaşılmaması yönünde uyarıda bulundu.
Saldırının ardından ziyaretçilerin tahliye edildiği hayvanat bahçesinde polis ekiplerinin incelemelerini sürdürdüğü kaydedilirken, tesisin pazar günü boyunca da kapalı tutulacağı duyuruldu.