40,5896$% -0.46
47,8000€% -0.43
54,6468£% -0.9
4.352,83%-1,37
3.336,90%-0,91
10.642,60%-0,43
03 Ekim 2026 Cumartesi
HAMDİ DİNDİREK / GÖKÇE KARAKÖSE – Galata’nın tarihi dokusu içinde farklı dönemlerde rahibe okulu, karakol, hapishane, yetimhane ve terzilik okulu olarak kullanılan yaklaşık iki asırlık yapılar, bugün Okçu Musa İlkokulu olarak eğitime hizmet ediyor.
Anadolu Ajansının “Asırlık Mektepler” dosyasının bu bölümünde adını Fatih Sultan Mehmet’in okçubaşısı Okçu Musa’dan alan, farklı dönemlerde inşa edilmiş 3 bloktan oluşan Okçu Musa İlkokulunun geçmişi ve eğitim serüveni anlatıldı.
Okulun bugün kullandığı dört tarihi yapının hangi tarihlerde inşa edildiğine ilişkin kesin bilgiye ulaşılamazken binaların geçmişinin 1850’li yıllara kadar uzandığı değerlendiriliyor.
İlk önce İngiliz rahipleri için lojman olarak inşa edilen yapılar, daha sonra bir dönem “Rahibe Okulu” olarak kullanıldı.
Okulun hemen yanında bulunan ve geçmişinin Cenevizlere kadar uzandığı düşünülen Galata Derneği binası da bölgedeki yapıların çok daha eski dönemlerden izler taşıdığına işaret ediyor.
İşgal yıllarında karakol ve hapishane oldu
İstanbul’un işgal edilmesi, bugün öğrencilerin eğitim gördüğü yapıların tarihinde de farklı bir dönemin başlangıcı oldu.
Okulun mevcut binaları işgal yıllarında İngiliz kuvvetleri tarafından karakol ve hapishane olarak kullanıldı.
İngilizlerin İstanbul’dan çekilmesinin ardından yapıların kapıları bu kez kimsesiz çocuklara açıldı ve binalar bir süre yetimhane olarak hizmet verdi.
Daha sonra “Terzilik Okulu”na dönüştürülen yapılarda eğitim faaliyetleri farklı bir alanda devam etti.
3 okul aynı yapılarda buluştu
“Terzilik Okulu”nun kapanmasının ardından tarihi binalarda Galip Dede İlkokulu, Kuledibi İlkokulu ve Okçu Musa İlkokulu eğitim vermeye başladı.
Bir süre aynı yapıları paylaşan 3 okul, ilerleyen yıllarda Okçu Musa İlkokulu adı altında birleşti.
Okul binaları daha sonraki süreçte Pirireis Ortaokulu ile ortak kullanılmaya başlanırken 1968-1969 eğitim öğretim yılından itibaren Okçu Musa İlkokulu ve Okçu Musa Ortaokulu olarak ikili öğretim sistemiyle eğitime devam edildi.
İlkokul ve ortaokulun 1988-1989 eğitim öğretim yılında birleşmesiyle kurum ilköğretim statüsüne geçti ve Okçu Musa İlköğretim Okulu adını aldı.
Eğitim sisteminde 6287 sayılı Kanun kapsamında yapılan düzenlemeyle ilkokul ve ortaokul kademelerinin birbirinden ayrılmasının ardından okul, 2013-2014 eğitim öğretim yılından itibaren Okçu Musa İlkokulu adıyla tam gün eğitim vermeye başladı.
Tarihi yapıları 1993’ten bu yana kültürel sit alanında bulunan Okçu Musa İlkokulunun Galata’nın yüzyıllara uzanan geçmişinin izlerini taşıyan binalarında eğitim faaliyetleri sürdürülüyor.
“21. yüzyılın becerileri olan bireyler olarak yetiştirmeyi hedefliyoruz”
Okçu Musa İlkokulu Müdürü Filiz Yıldız, AA muhabirine, okulun adını taşıyan bir cami, bir de caddenin bulunduğunu söyledi.
İstanbul’un işgali sırasında binaların İngilizler tarafından karakol ve hapishane olarak kullanıldığını anlatan Yıldız, İngilizlerin çekilmesinin ardından yapıların yetimhane, daha sonra da “Terzilik Okulu” olarak hizmet verdiğini belirtti.
Meslek hayatının 22’nci yılında 8’inci okulunda görev yaptığını dile getiren Yıldız, tarihi bir yapıda çalışmanın kendisinde farklı duygular oluşturduğunu ifade etti.
Yıldız, şunları söyledi:
“Duygusal anlamda yaşayan bir abidenin içerisinde olmak, sorumluluktan öte insana çok değişik duygular yüklüyor çünkü yürüdüğüm her adımda burası bir tarih ve tarihten her anlamda izler var. İki asırlık dönem olmasına rağmen okulumuz, halen o tarihi dokusunu devam ettirerek sürdürüyor.”
Okulun tarihi mirasını geleceğe taşımanın kendisi için büyük bir gurur ve sorumluluk olduğunu vurgulayan Yıldız, “Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli doğrultusunda 21. yüzyılın becerileri olan, analitik, eleştirel düşünebilen, problem çözebilen, işbirliği yapabilen, iletişim becerileri güçlü, dijital okuryazarlık ve üretken bireyler olarak yetiştirmeyi hedefliyoruz.” diye konuştu.
Galata’nın tarihi ve kültürel zenginlikleriyle çevrili bulunmasını öğrenme fırsatı olarak gördüklerini anlatan Yıldız, “Konumumuzda yer alan müzeleri, tarihi yapıları, sanat mekanlarını ve kültürel miras alanlarını eğitim süreçlerine dahil ederek öğrencilerimizin yaşadıkları çevreyi tanıyan, kültürel mirasına sahip çıkan ve bulunduğu şehrin değerlerini keşfetmeyi bilen bireyler olarak yetiştirmeyi hedefliyoruz.” ifadelerini kullandı.
Yıldız, “Geçmişten aldığımız ilhamı çağın eğitim anlayışıyla buluşturarak öğrencilerimizi geleceğe güvenle hazırlıyor ve önce insan olma hedefini baş çerçevemize koyuyoruz.” dedi.
Ankara Devlet Opera ve Balesi (ADOB), 2026-2027 sanat sezonunda Mozart’tan Puccini’ye, Türk bestecilerinin eserlerinden modern dans projelerine uzanan repertuvarıyla sanatseverlerle buluşmaya hazırlanıyor.
ADOB Müdürü Demet Gökalp, AA muhabirine yaptığı açıklamada, geride kalan sezonu yaklaşık 110 bin seyirciyle tamamladıklarını belirterek, yeni sanat sezonunda da farklı tür ve eserlerle daha geniş bir izleyici kitlesine ulaşmayı hedeflediklerini söyledi.
Geçen sezon ekimden haziran sonuna kadar yoğun bir program gerçekleştirdiklerini anlatan Gökalp, Opera Sahnesi’ndeki temsillerin yanı sıra Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrası (CSO) Ada Ankara salonlarında, müzelerde ve Atatürk Sanat Merkezi’ndeki (ASM) etkinliklerle sezonu sürdürdüklerini ifade etti.
Gökalp, 2026-2027 sanat sezonu repertuvarını oluştururken üç temel unsuru dikkate aldıklarını belirterek, “Repertuvar seçiminde seyircimizin beklentilerini, sanatçılarımızın gelişimini ve Türk bestecilerini desteklemeyi esas alıyoruz. Türk bestecilerini yüreklendirmek, yeni eserler çıkarabilmeleri için desteklemek adına Türk eserleri koymayı hedefleyerek yeni sezonumuzu ortaya çıkardık.” dedi.
Sezon “Figaro’nun Düğünü” ile açılıyor
ADOB’un yeni sezonu Mozart’ın 1786’da ilk kez sahnelenen “Figaro’nun Düğünü” operasıyla açacağını belirten Gökalp, eserin 3 Ekim’de Opera Sahnesi’nde prömiyer yapacağını söyledi.
Yeni sezonda baleden operaya, modern danstan çocuk oyunlarına uzanan farklı yapımların sanatseverlerle buluşacağını aktaran Gökalp, daha önce Ankara’da sahnelenmiş ancak uzun süredir repertuvarda yer almayan “Coppelia” balesinin yeniden seyirci karşısına çıkacağını bildirdi.
Gökalp, Türk eserlerine verdikleri öneme dikkati çekerek, Tolga Taviş’in müziklerini, Bertan Rona’nın librettosunu hazırladığı “Hekimoğlu” operasının 12 Aralık’ta Ankara’da sahneleneceğini aktardı.
“Hekimoğlu”nun daha önce Samsun Devlet Opera ve Balesince sahnelendiğini hatırlatan Gökalp, “Biz Ankara olarak ilk defa yapacağız. Onun da güzel olacağını düşünüyorum. Çok kıymet veriyoruz.” ifadelerini kullandı.
Modern dans projesi “Alice Harikalar Diyarında”
Çocuk izleyicilere yönelik repertuvarda da değişikliğe gittiklerini belirten Gökalp, “Barış Ormanı”nın yerini yeni çocuk oyunu “Şekeronya”nın alacağını söyledi.
Yeni yıldan itibaren modern dans alanında da yeni bir projeyi sanatseverlerle buluşturacaklarını belirten Gökalp, “Alice Harikalar Diyarında”nın ilk kez sahneleneceğini ve projede yabancı bir koreografın görev alacağını ifade etti.
Gökalp, geçen sezondan devam eden “La Boheme” ve “Lucia di Lammermoor” operalarının da yeni sezonda seyirciyle buluşacağını bildirerek, bu eserlerin temsillerinin sınırlı sayıda planlandığını kaydetti.
Demet Gökalp, geçen yıllarda yoğun talep gören “Gangster” dans müzikali ve “Harem” balesinin de bu sezonda seyirciyle buluşmaya devam edeceğini vurguladı.
Daha fazla seyirciye ulaşmak için eserler ASM’ye de taşınacak
ADOB’un geçen sezondan devam eden bazı eserlerini daha geniş izleyici kitlesine ulaştırmak amacıyla Atatürk Sanat Merkezi’nde sahneleyeceğini anlatan Gökalp, “Carmen” ve “Fındıkkıran”ın ASM’de sanatseverlerle buluşacağını söyledi.
“Daha çok seyirciye ulaşabilmek için yeni kararlar aldık. Bunlar büyük operasyonlar oluyor ama seyircimiz için çabalıyoruz.” diyen Gökalp, “Fındıkkıran”ın çok talep görmesiyle salon kapasitesi büyük olan bir salonda sahneleme kararı aldıklarını ifade etti.
“Carmen” ile Denizli’de de turne gerçekleştireceklerini belirten Gökalp, eserlerin farklı sahnelere taşınmasıyla daha geniş bir izleyici kitlesine ulaşmayı amaçladıklarını vurguladı.
Yeni yıl konseri hem Ankara Opera Sahnesi’nde hem CSO’da
Gökalp, yeni sezonda konser programlarının da devam edeceğini belirterek, yeni yıl konserinin iki farklı salonda gerçekleştirileceğini bildirdi.
Geçen yıl CSO Ada Ankara’da yeni yıl konseri yapılmamasının seyircilerden eleştiri aldığını, yoğun istek üzerine bu sene 30 Aralık’ta Opera Sahnesi’nde, 4 Ocak’ta ise CSO Ada Ankara Ana Salon’da yeni yıl konserinin düzenleneceğini aktardı.
ADOB’un CSO Mavi Salon’daki konserlerinin de devam edeceğini bildiren Gökalp, cuma günleri genellikle kurum solistlerinin yer aldığı konserlerin gerçekleştirileceğini söyledi.
Temsil sayılarının artırılması nedeniyle fuaye konserlerinde ise azalmaya gittiklerini anlatan Gökalp, cumartesi günleri matine ve suare temsillerinin yoğunlaşacağını ifade etti.
“Bu sezonu ‘çok renkli’ diye tarif edebilirim”
Gökalp, yeni sanat sezonunu tek cümleyle tarif etmesi istendiğinde ise “Bu sezonu ‘çok renkli’ diye tarif edebilirim. Türk eserlerimiz var, Mozart’tan Puccini’ye geniş bir yelpaze büyük bestecilerin eserleri sahnemizde olacak. Seyircimizin hoşuna gideceğini düşündüğüm bir sezon olacak.” diye konuştu.
Demet Gökalp, şunları kaydetti:
“Yeni sezonda bilet satışlarımız daha erken başlayacak. Geçen yıllarda 15 gün öncesinden açılan bilet satışları artık bir ay öncesinde başlıyor. Sanatseverlerin yeni sezonda sahnelenecek eserleri takip etmelerini diliyorum ve sınırlı sayıdaki temsiller için bilet almak isteyenlerin erken davranması önerisinde bulunuyorum.”
(ANKARA) – CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, “Eğer gerçekten bu fon skandalının üzerine gitmek istiyorsanız, önce gazetecilerin önünden çekilin. Haberleri engellemeyin. Gazetecileri susturmayın. Hesapları kapatmayın. Çünkü bugün bu erişim engelleri yalnızca basın özgürlüğünün önünde bir engel değildir. Bu soruşturmanın önünde de bir engeldir” dedi.
CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, son günlerde getirilen erişim engellerine tepki gösterdi. Kılıçdaroğlu, X hesabından yaptığı paylaşımda, şunları kaydetti:
“Türkiye’de artık her gün yüzlerce sosyal medya hesabına, habere ve internet sitesine erişim engeli getiriliyor. Sadece son birkaç haftada, 30 yıllık Evrensel Gazetesi’nin hesabı engellendi. Kısa Dalga’nın hesabı engellendi. Uluslararası Af Örgütü’nün hesabı engellendi. Ali İsmail Korkmaz Vakfı’nın hesabı engellendi. Özgür-Der Genel Başkanı Rıdvan Kaya’nın hesabı engellendi. Kırmızı Kedi Yayınevi’nin kurucusu Haluk Hepkon’un hesabı engellendi. ve daha trajikomik olanı, yıllardır Türkiye’deki erişim engellerini takip eden Prof. Dr. Yaman Akdeniz’in hesabı bile erişime engellendi.
Son olarak da yine bulunan anlamsız bir gerekçeyle, Türkiye’nin en büyük internet haber sitelerinden T24 toptan kapatıldı. Erişim engeli artık istisnai bir hukuki tedbir olmaktan çıktı. Son günlerde ise bu sansür mekanizmasının özellikle bir konuda çalıştırıldığını görüyoruz: Fon skandalı. Yüz binlerce vatandaşın parasını ilgilendiren, milyarlarca liralık bir skandaldan söz ediyoruz. Bu skandaldan sadece muhalifler rahatsız değil. AK Parti’ye oy veren vatandaşlarımız da rahatsız.
Çünkü burada ideoloji yok. Burada insanların alın teriyle biriktirdiği para var. Kimler kazandı? Kimler önceden biliyordu? Kimlerin siyasi ve bürokratik bağlantıları vardı? Kimler denetlemekle görevliydi? Kimler görevini yapmadı? Bunları sormak suç değildir. Bunları araştırmak gazetecinin görevidir. Eğer gerçekten bu fon skandalının üzerine gitmek istiyorsanız, önce gazetecilerin önünden çekilin. Haberleri engellemeyin. Gazetecileri susturmayın. Hesapları kapatmayın. Çünkü bugün bu erişim engelleri yalnızca basın özgürlüğünün önünde bir engel değildir. Bu soruşturmanın önünde de bir engeldir.
“FON SKANDALININ BÜTÜN BAĞLANTILARININ ORTAYA ÇIKMASINI İSTİYOR MUSUNUZ, İSTEMİYOR MUSUNUZ?”
Şimdi iktidara açıkça soruyorum: Siz gerçekten bu fon skandalının bütün bağlantılarının ortaya çıkmasını istiyor musunuz, istemiyor musunuz? Kim kazandı? Kim önceden biliyordu? Kim, hangi fonlardan milyonlar, milyarlar kazandı? Kimlerin siyasi bağlantıları vardı? Kimlerin bürokraside akrabaları, yakınları vardı? Kimler, bunları denetlemekle görevliyken görmedi? Bütün bunların ortaya çıkmasını istiyor musunuz, istemiyor musunuz? İstiyorsanız, gazetecilerin önünden çekileceksiniz. Bu ülkenin interneti, kendisi hakkında çıkan haberleri kapatabileceği özel bir vana değildir. İnternetin vanasının başında oturanlara sesleniyorum: Ne yaptığınızı, niye yaptığınızı görüyorum ve biliyorum. Çekin elinizi oradan. Suçlarınızı böyle kapatamazsınız.”
Bingöl’ün Solhan ilçesinde bir lisenin pansiyonunda meydana gelen asansör kazasında yaralanan öğrenci, tedavi gördüğü hastanede hayatını kaybetti.
Bingöl Valisi Cahit Çelik, ABD merkezli X şirketinin sosyal medya platformundan yaptığı açıklamada, 23 Eylül’de Solhan’da meydana gelen asansör kazasında yaralanan öğrencinin önce Bingöl Devlet Hastanesi’nde, ardından Elazığ Fethi Sekin Şehir Hastanesi’nde tedavi altına alındığını belirtti.
Çelik, “Sevgili öğrencimizin vefatını büyük bir teessürle öğrenmiş bulunmaktayım. Günlerdir sağlık durumunu yakından takip ettiğimiz öğrencimizin vefat haberi hepimizi derinden üzmüştür. Genç yaşta hayatını kaybeden evladımızın acısını yüreğimizde hissediyor, ailesinin yaşadığı tarifsiz acıyı paylaşıyoruz. Merhum öğrencimize Allah’tan rahmet, ailesine, yakınlarına, öğretmenlerine, arkadaşlarına ve eğitim camiamıza sabır ve başsağlığı diliyorum.” ifadelerini kullandı.
Kazaya ilişkin Valilikten yapılan açıklamada, ilçedeki Hüseyin Artunç Lisesinin pansiyonundaki yemekhanede meydana gelen asansör kazası sonucu 1 öğrencinin yaralandığı belirtilmiş, olayın tüm yönleriyle aydınlatılması amacıyla Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından adli, ilgili kurumlar tarafından da idari inceleme başlatıldığı kaydedilmişti.
Sinop Havalimanı’nın 2026 yılı ilk 8 aylık ve Ağustos ayı uçuş, yolcu ile yük trafiği istatistikleri açıklandı.
DHMİ Genel Müdürlüğü tarafından paylaşılan resmi verilere göre, Sinop Havalimanı’nda yılın ilk 8 aylık döneminde (Ocak – Ağustos) gerçekleşen uçak trafiği 752’ye ulaştı. Bu süreçte havalimanından hizmet alan toplam yolcu sayısı 76 bin 376 olurken, taşınan yük miktarı ise 683 ton olarak kayıtlara geçti. Ağustos ayı verilerinde ise hareketlilik dikkat çekti. Yalnızca Ağustos ayı içerisinde Sinop Havalimanı’nda toplam 121 uçak trafiği gerçekleşti. Ay boyunca hizmet verilen yolcu sayısı 11 bin 999’a ulaşırken, taşınan yük miktarı ise 135 ton olarak gerçekleşti.